Başımdan geçen bir hikâye eşliğinde neden "Hesap Kitap" ismini seçtiğimi anlatmaya çalıştım.
Neden Hesap Kitap?
Aslında haftaya başlayacaktım, 29 Şubat bana güzel bir başlangıç tarihi gibi gelmişti. Ancak paylaşmak istediğim kitaplar o kadar birikti ki bir an evvel tanıtım bölümüyle de olsa yola çıkmak istedim. Henüz profesyonel bir mikrofonum yok, her bölüm için stüdyoya gitme imkanım da yok. Stokta yeni kayıtlarım da yok ama uzun zamandır hesap kitap yapıyordum.
Merhaba, ben Mücahit. Hesap Kitap podcastinin ilk bölümüyle karşınızdayım. Öncelikle ben kimim ve burada neler anlatmak istiyorum kısaca onlardan bahsedeyim.
Ben okumayı çok seven ve yazar olmak isteyen bir muhasebeciyim. Maalesef çoğu insanın gözünde neyi çok sevdiğinizin ya da ne olmak istediğinizin bir değeri yok. Herkes sadece ne iş yaptığını sorar. Benim de rakamlarla olduğu kadar, kelimelerle de aram iyidir ve son yıllarda bu soruyu “İşim gücüm hesap kitap” diyerek geçiştiriyordum. Bu kalıbı üç yıldır her hafta bir yazı yazdığım Medium platformunda “Hakkında” kısmına ne yazacağımı düşünürken bulmuştum.
Bugün de başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum sizlere. Hani insanlar okumuyor, sorgulamıyor gibi şikayetler duyuyoruz ya çevreden. Sizi biraz o önyargılardan kurtarmak istiyorum. Çünkü ben son yıllarda dört farklı yazarlık atölyesine katıldım ve yazmaya bile o kadar çok büyük bir ilgi var ki anlatamam. O kursların biri de Avcılar’daydı. Hocamız da Faruk Başol’du hatta onun da muhteşem bir podcasti var “Korku hikayeleri” adında. Özellikle aramızda radyo tiyatrosu sevenler varsa mutlaka göz atsın. Sonra bana teşekkür edersiniz. Bu podcaste başlama fikrini de ilk o aklıma koymuştur, buradan ona da selam gönderiyorum.
İşte o hocamız bize bir hafta diyalog yazma ödevi verdi. Ben de Türkçe’de en az kullandığımız cümleler, kalıplar ne diye düşünmeye başladım. Çünkü böyle bir temanın işlendiği bir hikâye yazmak istiyordum. “Lütfen” mi ya da “teşekkür ederim” mi hâlâ net bir cevaba sahip değilim. Bu konuda söyleyecekleriniz varsa LÜTFEN hesapkitappodcast@gmail.com adresine yazın, şimdiden TEŞEKKÜRLER.
O gün de çıkışta metrobüse geçmek için köprünün merdivenlerinden çıkarken, orta yaşlı bir adam yanıma yaklaşıp eliyle metrobüsü göstererek “Bu Aksaray’a gider mi?” diye sordu. Ben de insanlarla çok kolay iletişim kurabilen birisi değilim, resmen aradığım fırsat ayağıma geldi diye sevindim. Bir de lise boyunca tramvay kullandığım için Aksaray’a tramvayla ya da metroyla gidildiğini biliyorum ya hemen adam acaba ne cevap verecek diye merakla “Gitmez” dedim ve beklemeye başladım. Bir yandan da düşünüyorum, acaba “Teşekkür ederim” mi diyecek, “teşekkürler” mi? Kısaca “Sağ ol” deyip geçiştirecek mi yoksa uzun uzun “Allah razı olsun” mu? Yoksa hiçbir şey söylemeden dönüp gidecek mi? Ona da hazırlıklıyım yani.
Derken adam tek kelimeyle beni mat etti resmen. Dedi ki “Neden?” Böyle bir cevabı hiç beklemediğim için ne diyeceğimi de şaşırdım. “Zeytinburnu’ndan aktarmayla gidebilirsiniz” gibi bir açıklama yapmıştım şimdi tam hatırlamıyorum ne dediğimi. Ama buradaki önemli kelime “Neden” aslında. Hatta “Neden İle Başla” diye Simon Sinek’in yazdığı meşhur bir kitap da vardı. TED konuşmaları da vardı yine neden üzerine. İnsanlar soru sormayı seviyorlar anlayacağınız ama o soruları doğru kişilere sormak da en az soru kadar önemli.
Bugün bu hikâye eşliğinde neden hesap kitap adını seçtiğimi anlatmak istedim. Haftaya görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder